|
|
|
|
|
|
||
|
STANDARTSIZ BİR SERZENİŞ
Artık elime kalem almaya korkuyorum. Aşkını bana çok gördüğün gün kırdım kalemi. Şimdi gitmek istiyorum uzaklara. Senden uzak olduğumu hissettiğim yere kadar gitmek. Yüreğimin sancısının dindiği yere kadar gitmek. Nerede bitersin, nerede unutulursun bilmiyorum ama... Ya da öyle bir yer varmı? Yüzünü son gördüğüm nisan akşamı geldi aklıma. Aradan nisanlar geçti ve bir nisan daha geldi. Şimdi vakit yine bir nisan akşamı. Gökyüzü gözlerin kadar mavi. Çiçekler yine senin gibi güzel kokuyor. Arada ayrılık rüzgarları esiyor, bedenimi ve sesimi senden uzaklaştıracak bir lodos, bana adım attırmayan, kolumu kıpırdatmayan, dilimi dahi donduran bir lodos esiyor. Senin asiliğin kadar kuvvetle hiçbir zaman melteme dönmeyecek gibi inatla esiyor. Duygularım ise demir atmış direniyor bu lodosa, keşke duygularımda bedenim gibi sürüklenip uzaklaşabilseydi senden, ruhum bu kadar acı çekmezdi belki uzağında. Poliüretan köpükle dahi anılarımızın olduğu bu morfolojide seni unutmanın nekadar zor olduğunu bilemezsin, yüzümü çevirdiğim heryer senden izler taşıyor, birleşik kaplar misali zihnim sürekli sensizliğe akıyor. Zamanı geri çevirebilsem, seni hiç tanımamayı mı tercih ederim yada hiç üzmeyip kaybetmemeyimi tercih ederim, şuan bilmiyorum. Ama ben seni üzmemeyi denedim, ben üzmesem sen üzdün, sen üzmesen ben üzdüm. Mutluluğun makinesini yapabilseydim ilk bizi mutlu eder, patentini alıp çok zengin olmayı hiç umurumda bile olmadan başkalarına bırakırdım. Şehirlerarası bir yol ayrımındayım, dileğim bütün yolların güzel şehirlere çıkması, ama her yol sonunda aynı bekleyiş, aynı sensizlik var. Hayalet diye bir şey var, hayal kırıklığı diye de bir şey var, diğeri gibi ürpertici ve korkutucu değil ama sıradan bu iki kelime daha çok acı veriyor bana. Belki de çare, bu meridyenin dışına çıkmak, çıkmak ve anıları oldukları yerde bırakmak. Şimdi ne sana gelmek mümkün artık ne sesini duymak. Antiklinal çekirdeklerine sıkışmış petrol gibi beni sıkıştığım yerden kurtaracak gönül jeoloğunu bekliyorum, karamsar üzeri karamsarım bir okadar. A'dan kalkan araç hiçbir zaman B'ye ulaşamayacak, bir musluk t sürede bir havuzu hiçbir zaman dolduramayacak, Mert'in parası iki kalem bir silgi aldıkdan sonra mutlu olmasına yetmeyecek, come here Ali write your name on the blackboard, blackboard siyah tebeşirde siyah. 22 Nisan 2003 tarihinde saat 17:20 de akreple yelkovan arasındaki dar açı beni hiç ilgilendirmiyor, tek bildiğim yüzünü son gördüğüm an oluşu. Dört yanlışın bir doğruyu götürdüğü bu kıtasak kabukta en değerli doğrumu götüren o dört yanlışı yakmak istiyorum. Şimdi her hafta sonu otogarda bekliyorum sen gelecekmişsin gibi. Tabelaları tersten okuyor, otobüs plakalarını topluyorum. Bazen hızla trafik ışıklarına koşuyorum, ışıkta duran otobüse tekrar el sallayabilmek için, bazende bir elim senin elinde bir elimle çek çek bavulunu taşıyorum. Artık günde dört saat uyuyor, alçı plakalardan evler yapıp, krom nikel levhalarla ismini yazıyorum, iyi değilim anlıcan. Yola düşüp ne yaptığımı bilmeden boş boş yürüyorum. Yol yürümekle bitmez, sulanmış beynim kurur ancak... 28 NISAN 2003 |
||